Son güncellenme :16.08.2021 14:25

Anasayfa > Genel, Gündem > GAZİANTEP İÇİN TEHLİKE BÜYÜK

16.08.2021 Pts, 14:25

İnşaat Mühendisleri Odası Gaziantep Şube Başkan Vekili Selçuk Soysüren, 17 Ağustos Depreminin yıldönümü dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında, “Alınmayan önlemler felaketin habercisidir” dedi.

Cumhuriyet tarihinin en büyük depremlerinden biri olarak kayıtlara geçen 1999 Gölcük depreminin üzerinden 22 yıl geçtiğini hatırlatan İMO Şube Başkan Vekili Selçuk Soysüren, “7,4 büyüklüğündeki Gölcük Depremi, ülkemizin depreme bakış açısının değişmesinde bir milat olarak kabul edilmektedir. 1999’dan sonra depremin neden olduğu yaraları sarmaktan çok deprem öncesi alınması gereken tedbirlerin düşünülmesi gerektiği tüm çevrelerce benimsendi. Ortaya çıkan bu fikir birlikteliği sonucunda güvenli ve sağlıklı bir yaşam, yapılaşma ve çevre için nelerin yapılması, ne tür önlemlerin alınması gerektiği konularında fikirler öne sürüldü, bunların toplamı olarak kamu kurumlarınca strateji ve eylem planları oluşturuldu. Ancak bugün geriye dönüp bakıldığında aradan geçen 22 yılda olası deprem zararlarını azaltma çalışmalarının toplumların/kurumların kendiliğinden yaptığı çalışmalardan öteye gidemediği görülmektedir” dedi.

GAZİANTEP İÇİN TEHLİKE BÜYÜK

Gaziantep’in deprem riski ile ilgili açıklamalarda da bulunan Soysüren, şunları söyledi:

 “Gaziantep kent merkezi Nurdağı ilçemizden geçen Doğu Anadolu Fay Hattına kuş uçuşu sadece 45 km mesafededir. Gölcük depreminin 10’dan fazla ili etkilediği düşünüldüğünde, Allah korusun bu fay hattında meydana gelebilecek bir kırılmanın şehrimize etkisi çok büyük olacaktır. Hele hele, Gaziantep’teki yapıların büyük bölümünün mühendislik hizmeti alınmadan yapılan çarpık yapılar olduğu, bu yapıların depreme bile gerek kalmadan yıkıldığı dikkate alınırsa tehlikenin boyutu daha da net bir şekilde ortaya çıkar. Geçtiğimiz günlerde Çağdaş Mahallesinde kendiliğinden yıkılan bina da buna bir örnektir. Ne yazıktır ki, şehrimizde böyle tehlike arz eden yüzlerce belki binlerce bina vardır. Kısacası kentimiz büyük bir deprem riski altında bulunmaktadır.  İnşaat Mühendisleri Odası Gaziantep Şubesi’nin öncülüğünde, ilgili kurumların ve çok sayıdaki üniversiteden akademisyenlerin katılımı ile olası bir depremin etkilerini azaltmak için deprem master planı çalıştayını gerçekleştirdik.. Şimdi Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların katılımı ile deprem master planının hayata geçirilmesi için çalışmalar başladı. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması için çalışmaların hızlandırılması ve en kısa zamanda tamamlanması büyük önem taşımaktadır. Çünkü depremin ne zaman olacağını bilme şansımız bulunmamaktadır.  Diğer taraftan Sayın Valimiz Davut Gül, geçtiğimiz hafta belediye başkanları ve diğer yetkililerle yaptığı toplantıda, ruhsatsız, kaçak binalara karşı taviz verilmemesini, denetimlerin sıklaştırılmasını istedi. Sayın Valimize duyarlılığından dolayı teşekkür ediyoruz.”

TBMM tarafından “Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla” oluşturulan  Meclis Araştırması Komisyonu raporunda, yapılması gereken çalışmaların büyük oranda gerçekleştirilmediğini vurgulayan Soysüren, açıklamasına şöyle devam etti:

YAPI STOKU KADERİNE TERK EDİLDİ

Ülkemizin yapı stokunun durumu belirsizliğini korumaktadır. 2017 yılında tamamlanması öngörülen bina envanteri çalışması tamamlanamamış, dahası resmi kurumlar hariç başlanamamıştır. En son Deprem araştırma Komisyonu raporunda kamu bina stokunun %40’ının deprem dayanıklılığının yetersiz olduğu ve güçlendirilmesi gerektiği söylenmektedir. Okulların, yurtların, kreşlerin, hastanelerin sayısı, ne kadarının tarandığı, ne kadarı hakkında yıkım, güçlendirme veya kullanım kararı verildiği, ne kadarının yıkıldığı veya ne kadarının güçlendirildiği konusu tahminlerin ötesinde değildir.

YAPI DENETİM YASASI DEĞİŞMELİ

Yapı denetimi konusunda AFAD Eylem Planı gerekçesinde “Yapı Denetim Yasasının bir bileşeni ve içerisinde müteahhitlik sektörü ile ilgili düzenlemelerin olacağı Yapı Yasası’nın çıkarılması depremle mücadelede önemli bir aşamadır. Böylelikle Kentsel Dönüşüm Yasası’nın deprem odaklı olarak düzenlenmesi de sağlanabilecektir. Yapı Denetim sisteminin etkin bir şekilde uygulanması sağlanacaktır.” denilmektedir. Bu iyi niyetli beyanların Yapı Yasası ile nasıl gerçekleştirileceği bilinmemekle birlikte, çıkarılan 6306 sayılı ‘Afet Riski Altında Bulunan Alanların Dönüştürülmesi’ Yasasının ifade edilen Deprem Odaklı dönüşümün tersine sonuçlar verdiği görülmüştür. Vatandaşın Anayasal hakkı olan “can ve mal güvenliği” serbest piyasa koşullarına bırakılmamalıdır. Kamu hizmeti veren/vermesi gereken kuruluşlar birbirleriyle rekabet eder durumda olmamalıdır. Ülkemizdeki denetimsizliğin temel nedeni rant ilişkilerinin tekniğin, fen ve sanat kurallarının önüne geçmiş olmasıdır. Yapı Denetim sisteminin sağlıklı çalışması için gereken yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Kentsel Dönüşüm Rant Odaklı Politikalara Teslim Edilmiştir

Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu bugüne kadar daha çok gayrimenkul piyasasının talepleri doğrultusunda gündeme getirilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca  6 milyon 700 bin binanın  riskli olduğu ifade edilmektedir. Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu, çağdaş ve demokrasisi güçlü olan ülkelerde sadece mekân düzeyinde değil; sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmalıdır. Kentsel dönüşümdeki temel konulardan biri de finansman konusudur. Vatandaşa verilen 190 milyon TL uzun vadeli kredinin günün ekonomik koşulları, inşaat maliyetlerindeki artışlar ve gelir düzeyindeki düşüşler dikkate alındığında yetersiz olmasının yanı sıra ödenemez bir durumla karşı karşıya kalındığı görülmektedir. DASK’ın İzmir’de hasar gören 26.675 konutla ilgili toplamda  yaptığı 276 milyonTL lik ödemenin özellikle orta hasarlı binalarla ilgili  finansman sorununa bir destek olmasının çok gerisinde kaldığını göstermektedir. TBMM araştırma komisyonunca bu konulara bir çözüm önerisi geliştirilememiştir.

İMAR AFFI BAŞLI BAŞINA BİR CİNAYETTİR

Hâlihazırda yapı stokumuzla ilgili belirsizlikler ve tehlikeler ortadayken bir de üzerine siyasal iktidarlarca çıkarılan imar afları can ve mal kayıpları tehdidini büyütmektedir. İmar afları kaçak yapılaşmanın en önemli teşvik unsurlarından birisi olmuştur. İmar affı toplumun sağlıklı ve güvenli konutlarda yaşamasını belirsizliğe sokmaktadır. Mühendislik hizmeti almayan yapıların yasallaştırılmasıyla, doğa olayları karşısında hasara uğramaları halinde sorumluluk, bu kararı alan siyasi iktidarın üzerindedir. Bir binaya iskan ruhsatı verilmesi, devletin vatandaşa ‘Bu binaya oturabilirsin’ demesi anlamına gelmektedir.

HER ŞANTİYEYE BİR ŞEF ZORUNLU OLMALI

Ülkemizin yakın tarihinde yaşanan depremlerin ardından ortaya çıkan tablolar bize göstermektedir ki büyük oranda inşa sürecinde yaşanan olumsuzluklar ve hatalardan kaynaklı yapılar hasar görmektedir. Buna rağmen, yapı üretim sürecinde kilit rol oynayan şantiye şefliği en çok ihmal edilen, önemsizleştirilen ve yalnızca bir imzaya indirgenen görevlerin başında gelmektedir. Maalesef karar vericiler tarafından inşaat mühendisliğinin ara eleman statüsüne getirilmeye çalışılmasının somut ifadesi şantiye şefliği gibi önemli bir görevin konumlandırıldığı seviyede kendini göstermektedir.

İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ YENİDEN DÜZENLENMELİ

İnşaat mühendisliği eğitimi, 200 eğitim programı ve yıllık 7 binden fazla kontenjanıyla tarihsel rekorlar kırmaktadır. Mühendislik eğitiminin niteliğinin yükseltilmesi sorumluluğu verilmiş olan YÖK, önceki yıl 300 bininci kişinin tercihini bile karşılayacak oranda kontenjanlar belirlemektedir. Bugün İnşaat Mühendisliği eğitimi veren bölümlerin %62’si öğretim üyesi, laboratuvar, fiziksel mekan, bilgisayar, yazılım gibi konularda yeterli imkanlara sahip değildir. Profesör veya Doçent düzeyinde öğretim üyesi bulunmayan bölümler mevcuttur. Bu tabloya eğitim kalitesinin düşüklüğü de eklendiğinde sınırsız yetkilerle donatılmış genç mühendisler mezun etmenin yaratacağı sorunlar daha da çoğalacaktır.İnşaat Mühendisliği çok geniş bir mühendislik dalı olma niteliğinin yanı sıra, uygulaması ile de tecrübenin büyük öneme sahip olduğu bir meslek alanıdır. Dört yıllık bir mühendislik lisans eğitimini tamamlamak, mühendislik yetki ve sorumluluklarını kullanmak için yeterli değildir. Eylem Planı gereğince 2017 yılına kadar uygulamaya sokulmuş olması gereken bu konuda ÇŞB Yetkin Mühendisliğin hayata geçirilmesi için destekleyici olması gerekirken, İMO tarafından uygulamaya sokulan ve gönüllülük üzerinden yürütülmesi hedeflenen “Referans Belgesi” (Yetkin Mühendislik) yönetmeliğinin iptalini sağlamıştır.

SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI BELLİ

 

İnşaat Mühendisleri Odası olarak yıllardır benzer sorunlara dikkat çekiyoruz. Bu sorunların çözümü bellidir. Nitekim bu sorunlar ve çözümler kamu kurumlarının raporlarında ve eylem planlarında da yer bulmaktadır. Ancak gelinen noktada ne eylem planlarının ne de ilgili kuruluş ve meslek odalarınca dile getirilen önerilerin neredeyse hiçbiri hayata geçmemiştir. Ülkemizde depreme dair alınacak önlemler, yapı üretiminin nitelikli ve güvenli bir şekilde yürütülmesine dair eksik bilgi ve söylenmemiş söz kalmamıştır. Karar vericileri daha da geç olmadan ve zaman kaybetmeden topluma olan sorumluluklarını yerine getirmeye, nitelikli mühendislik hizmetlerinin verilmesi amacıyla İnşaat Mühendisleri Odası tarafından hayata geçirilmeye çalışılan meslek alanlarımıza dair düzenlemelere ket vurmaya değil destek olmaya davet ettiğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.